Giresun Ticaret Borsasi - Kurumumuz

FINDIK VE FINDIK TİCARETİNİN TARİHİ

Fındık sözcüğü, Antik Çağda Karadeniz’ in adı olan “Pont Exinus” tan türetilen “pontik” sözcüğünden meydana gelmiştir. Plinus da, Pontos kıyılarından getirildiği için, fındığa “Pontos cevizi” denildiğini kaydetmiştir. Fındık Akdeniz, Ortadoğu ve Avrupa ülkelerine Doğu Karadeniz’ den adını da beraber getirerek yayılmıştır. Fındık kültürünün Türkler arasında yayılmasının üç devre içerisinde olduğu bildirilmektedir. Birinci devre, Türklerin Ortaasya’ da oldukları devredir, orada fındığa “kosık” ya da “kosuk” denilmektedir. İkinci devre, Batı Türklerinin fındık için “çetlevük” sözünü kullandıkları devredir. Üçüncü devrede ise, Anadolu Türkleri fındığı Arap etkisi ile “bunduk” ve bundan değiştirerek “fındık” şeklinde adlandırmışlardır.

Eski ve Ortaçağ Kaynaklarında Fındık  

      Fındığın anavatanı hakkında birçok yazar, tabiat bilgini ve tarihçi değişik görüşler ileri sürmüşlerdir. Arkeolojik kazılar MÖ 10000 li yıllarda fındığın mezolitik diyetlerin bir parçası olduğunu kanıtlamaktadır. Çin yazılı kaynaklarında M.Ö. 2838 yıllarında Çin’ de yetiştiriciliğinin yapıldığı ifade edilen fındığın Tanrı’ nın insanlara ihsan eylediği beş kutsal meyveden birisi olduğu bildirilmektedir.

      Antik Çağ’ ın büyük tarihçisi Herodotos (MÖ 490-425), Herodot Tarihi olarak adlandırılan eserinde fındığın Karadeniz’ in doğusunda yetiştirildiğini yazarken, antik Çağ’ da fındığın yağının nasıl çıkarıldığını da tarif etmektedir. Fındık içlerinin bir torbaya konulup sıkılmasıyla fındık yağı elde edilmesi, günümüzde, kırsal kesimde zeytinden ve fındıktan yağ elde edilmesinde kullanılan usullere benzemektedir.

      Milattan önce 372-287 tarihleri arasında yaşamış olan Yunanlı filozof Theophrastos fındıktan şu şekilde bahsetmektedir: “Pontus cevizi- fındığın yabanilikten kurtarılıp ehlileştirilmesi için asıl kökten alınıp başka bir yere dikilmesi yeterlidir. Bu suretle kışa daha mütehammil olan fındık iki cins olup birisi yuvarlak yani tombul, diğeri ise uzunca sivridir. Fındık Fidanı sulak yerlerde daha iyi yetişmektedir.”

      Fındık ağacının Uygurlar tarafından bilindiği ve hatta kutsal ağaçlardan sayıldığı, eski Yunan ve Roma mutfağında sosların yapımında fındığın sıkça kullanıldığı, MS 200 yılı civarında yaşamış olan Athenaeus’ un Deipnosophist adlı eserinde “ballı ve kuruyemişli tatlı” tarifinde   fındığın yer aldığı, Plinius (MS 23-79)’ un Tabiat Tarihi adlı eserinde fındıktan “Avellinea” ve “Pontus cevizi” olarak bahsettiği bildirilmektedir.

      Fındığın tarihi ile ilgili yapılan bir araştırmada, İsviçre’ nin Rohen havzasında tarihin ilk çağlarında, insanların göllerin sığ yerlerinde kazıklar üzerine barınaklar kurdukları devirlerde fındığın besin olarak kullanıldığı anlaşılmıştır.

   Selçuklular ve Osmanlı Döneminde Fındık  

      Türk kaynaklarında fındık ağacından söz edilen en eski eser Uygur Destanı’ nın İran rivayetidir: “Tunga ve Selenga ırmaklarının birleştiği yerde bir kayın ve fındık ağacı arasında bulunan bir dağ kabardı ve yarıldı. İçinden beş çocuk çıktı.”

      Büyük Türk Bilgini İbn-i Sina (930-1037) El Kanun Fi’t-Tıbb adlı eserinde çeşitli hastalıklarda kullanılan bir ilaç olarak fındıktan bahsetmektedir.

      13. yüzyılda yaşamış olan Ispartalı Seyrani  Karadeniz Bölgesine yaptığı ziyaret esnasında Giresun’ da bol miktarda fındık yetiştiğinden bahsetmektedir. Yine Evliya Çelebi Trabzon bölgesine yaptığı  bir seyahatte “Dağlarında taşlarında cümle ormanları fındıklıktır” diye bahsetmektedir.

      Fındığın uluslararası ticaret malı olarak satışını gösteren ilk yazılı belge 1403 yılını taşımaktadır. İspanya kralı III. Henri, 1403 yılında Timur’a elçi gönderir, elçi Timur ile görüşür, Trabzon’ dan İstanbul’a Cenevizlilere ait bir gemi ile döner. Yolculuk izlenimlerini yazdığı Seyahatnamesinde şu cümle yazılıdır: 17 Eylül 1403’ te Trabzon’ dan; kaptan Nicolos Cojen yönetimindeki fındık yüklü bir gemiyle 25 günde İstanbul’ a gittik.

      Fransa ile 1737 yılında, I. Mahmut (1730-1754) döneminde ticaret anlaşması yapılır. Bu antlaşmaya göre Fransa’ ya satılacak ürünler arasında fındık da vardır. Türk fındıklarının, özellikle Avrupa ülkelerinde tanınması 18. yüzyılın ikinci yarısından sonradır. 1782 yılında Rusya’ ya, 1792 yılında Romanya’ ya, 1875 yılında Belçika’ ya fındık dış satımının başladığı bildirilmiştir. İç fındığın ilk dış satımı 1879 yılında yapılmıştır. 1906 yılında Sırbistan’a, 1907 yılında Almanya’ ya, 1909 yılında Marsilya’ya (Fransa), 1912 yılında ABD’ ye fındık dış satımı başlamıştır.

      1900 yıllarında fındığın tek üreticisi ve dış satımcısı Türkiye’dir. İsviçreli Lui Ramber’in 5 Mayıs 1902 tarihli gezi günlüğünde fındıkla ilgili şu cümleler yer almıştır: “Sabah şafakla beraber Giresun’a geldik… İşte bugün fındık diyarındayız… Yamaçlar üzerinde, küçük vadilerin kıvrımlarında, sözün kısası her tarafta düzenli biçimde dikilmiş fındıklar görülür.”

      Ordu’ da fındık ziraatının başlangıcının ise geç bir dönemde olduğu bildirilmiştir. Ordu ilinde sıtma hastalığını önlemek için pirinç ekiminin yasaklanması ve fındık ziraatının teşviki için yazılan yazı 9 Haziran 1894 tarihlidir.

   Cumhuriyet Döneminde Fındık  

      Cumhuriyet döneminde fındık konusu ciddiyetle ele alınmış, bu konuda muhtelif çalışmalar yapılmıştır. 1925 yılında çıkarılan 407 sayılı yasa ile Rize de fındık yetiştiren iller arasına alınmıştır; yine 1925 yılında çıkarılan 552 sayılı yasa ile Aşar Vergisi kaldırılmış, bunun yerine fındıktan % 8 vergi alınması şartı getirilmiştir.

      30 Mayıs 1926 Tarihinde Cumhuriyetimizin Kurucusu Ulu Önder Atatürk’ün talimatları ve Başvekaletin teklifleriyle 30 Mayıs 1926 Tarihinde Giresun’da bir Fındık Borsası’nın kurulması kararı verilmiş ve bu karar doğrultusunda 1 Ağustos 1926 tarihinde Giresun Ticaret Borsası kurulmuştur.

      1927 yılında çıkarılan 6207 sayılı hükumet kararnamesi ile fındık fidanlarının ihracatı yasaklanmıştır.

      1930 yılında İş Limited Şirketi kurulur, 1931 yılında fındık ticaretine başlar.

      10 Ekim 1935’te Ankara’ da Birinci Ulusal Fındık Kongresi toplanır. Bu kongrede fındığın yetiştirilmesinden satışına kadar, özellikle kalite ve standardizasyon konuları işlenmiş ve çeşitli raporlar halinde kongreye sunulmuştur. Fındık Nizamnamesi yürürlüğe konulmuştur. 1936 yılında Giresun’ da Fındık İstasyonu kurulur.

      Mustafa Kemal Atatürk, 1 Kasım  1937 tarihinde TBMM’ni açış konuşmasında; “Önümüzdeki yıl içinde, fındık başta olmak üzere diğer belli başlı ürünlerimizi de ilgilendiren birlikler kurulmalıdır.” direktifini verir.  28 Temmuz 1938 tarihinde Giresun’ da Fındık Tarım Satış Kooperatifleri Birliği (FİSKOBİRLİK) kurulmuştur. İşlevini tamamlayan İş Limited Şirketi 1939 yılında tasfiye edilir.

      6 Kasım 1940 tarihinde merkezi Giresun’ da olmak üzere Karadeniz Bölgesi Fındık İhracatçılar Birliği kurulur.

      Giresun’ da 7 Kasım 1957 tarihinde İkinci Ulusal Fındık Kongresi toplanmıştır. Bundan 47 yıl sonra, 10-14 Ekim 2004 tarihinde yine Giresun’ da Üçüncü Milli Fındık Şurası toplanmıştır. Burada fındık konusu çeşitli yönleriyle tartışılmış ve şura sonunda alınan kararlar 29 maddelik bir bildiri ile kamuoyuna duyurulmuştur. 1965 yılında Fındık İstasyonu, Fındık Araştırma Enstitüsü adını almış, 2011'de tekrar Fındık Araştırma İstasyonu adını almıştır.

      1983 yılında “Fındık üretiminin planlanması ve dikim alanlarının sınırlandırılması”nı öngören 16.6.1983 tarih ve 2844 sayılı yasa çıkarılır.

      6-7 Eylül 1996 tarihinde Tirebolu’ da I. Fındık Festivali düzenlenmiştir. 1996 yılında FTG (Fındık Tanıtım Grubu kurulur, fındığın iç ve dış tüketimini artırmak için çeşitli çalışmalar yürütülür.

   “Muhabir mektupları:  

      Giresun Ziraat Borsası azasından ve ziraat erbabından Gamlızade A. Hilmi.” (4 Ağustos 2014)

      Kaynak: Felahat, No. 28, 1 Mayıs 1330 (14 Mayıs 1914)

      İstanbul’da yüz yıl önce yayımlanan tarım dergisi Felahat’ın, 14 Mayıs 1914 tarihli sayısında Giresun Ziraat Borsası üyesi ve tarımcı Gamlızade A. Hilmi imzasında oldukca değerli bilgiler yer almaktadır :

   FINDIK ZİRAATI VE TİCARETİNİN ÖNEMİ  

      Giresun’dan:

Fındık, Osmanlı memleketlerinin ancak Karadeniz sahilinde yetiştiği gibi ecnebi memleketlerinde İtalya, İspanya, Fransa ve sairede yetişir. Ecnebi memleketlerde yetişen fındıklar, Osmanlı memleketlerinde ve bilhassa sahilimiz civarında yetişen fındıklar kadar nefis olmadığından, Trabzon sahil fındıkları Avrupa’ca pek ziyade rağbet bulmuştur.

      Hele şu son senelerde fındıklarımıza Avrupa’ca olan rağbet; gelecek için pek büyük ümit uyandırmıştır.

      Fındık, en evvel Giresun ormanlarında yabani bir halde bulunduğundan Giresun’un bir köyünde İbrahim Ağa namında bir kimse fındığın ıslahına teşebbüs etmiş ve muvaffak da olmuştur. Bu suretle az zaman zarfında Giresun’un her tarafında yayılmıştır.

      Son olarak vilayet ve civar kazalara Giresun’dan nakledilen fındıklar vasıtasıyla birçok fındık bahçeleri yetiştirildiğinden, Giresun fındığın banisi (anavatanı) şerefini kazanmıştır.

      Vilayet ve civar kazalar dahi Giresun fındıkları kadar nefis ve kabukları ince olmadığından kazamıza yakın Tirebolu, Görele fındıkları gibi yerlerin fındıkları Giresun yoluyla ve hatta fındıklarımıza karıştırılıp Giresun fındığı namıyla sevk ediliyor idi. Bu durumun farkına varan Avrupa, fındıklarımızın diğer fındıklar ile karıştırılmamasını tavsiye etti. Günümüzde diğer kazaların sevkiyat yeri olan Giresun, bu fındıkları karıştırmayıp ayrı göndermek mecburiyetinde kalmıştır. Bu da diğer kaza mahsullerinin yağsız ve lezzetinin az olmasından ileri gelmiştir.

   1889’DA GİRESUN’DAN 7,5 TON FINDIK İHRAÇ EDİLMİŞ   

      TİCARETİ: Avrupa’ca mühim bir mevki kazanmış olan fındıklarımızın bundan otuz sene evvel ticarette hiç ehemmiyeti yok imiş. Hatta yelken gemileri vasıtasıyla yalnız Rusya’nın Tigan, Sivastopol, Odesa, Avusturya’nın Triyeste, Fransa’nın Marsilya gibi limanlarına sevk ve bire on, on beş bir fiyat ile satıp ticaretini kaptanlar yapar, hatta bedelini bile dönüşlerinde öderler, ticarette ehemmiyeti olmadığı için çuvallara doldurmaya bile tenezzül edilmez ve bahsedilen gemilere dökme suretiyle teslim edilir imiş.

      Bilahare vapurlar nakliyeye başlayınca yelken gemilerinin ticareti sekteye uğramış, fındık için birçok ihraç kapısı husule gelmiştir.

      Sevkiyat cihetine gelince: Kazamızdan bin üç yüz beş (1889) tarihinde 7.476.180 kilo fındık sevk edilmiş ve 8.626.421 kuruş para alınmış. (Kilosu 8.6 kuruşa geliyor.) Hatta o tarihte fındığın bir miktarı sarf edilemediğinden sevk edilememiş ve tüccar tarafından fındığın iç olarak sevki düşünülmüş, bin üç yüz altı (1890)’da 3.845.010 kilo fındık ile 1.481.879 kilo iç sevk edilmiş ve fındığa mukabil 5.449.187 kuruş (kilosu 7 kuruşa geliyor) ve içe mukabil 5.139.312 kuruş (kilosu 28 kuruşa geliyor) alınmıştır.

      Bundan sonra çürük fındık dahi ticarette bir yer edinmiştir. 1310 (1894) tarihinde 501.610 kilo çürük fındık sevk edilmiş ve buna mukabil 31.875 kuruş alınmıştır. (Kilosu 15.7 kuruş) Bundan sonra vapurlar sevkiyata devam ettikçe ihraç yerleri de artmış ve aynı zamanda fındığın iç olarak sevkinde ehemmiyeti artmıştır. 1328 (1912)’de 6.644.050 kilo iç, 5.839.620 kilo fındık ve 107.920 kilo çürük sevk edilmiş. İçe mukabil 49.263.762.50 kuruş alınmıştır. (kilosu 13.5 kuruş)  Evvelce birkaç limana sevk edilen fındık mahsulü bugün birçok limanlara sevk ediliyor ki o da aşağıdadır. (TablBorsa ülkeler 10 kalemde sıralanmış. En yüksek ihraç 3.900 kilo kabuklu, 341 kilo iç fındık olmak üzere Rusya’ya yapıldığı anlaşılıyor. Bunu 2.423 kilo iç, 340 kilo kabuklu olmak üzere Avusturya izliyor. Fındık ihraç edilen diğer ülkeler şunlardır: İngiltere, Fransa, Almanya, Osmanlı memleketleri, İtalya, Romanya, Belçika, Çeşitli ülkeler (Amerika, Mısır, Bulgaristan, Avustralya “vesaire”)                                      

      Yukarıdaki istatistikten ve sevkiyat mahallerinden anlaşıldığına göre ve Amerika bilgelerinin “Bir insanın yaşamak için senede en az on beş kilo fındık yemelidir” demesi fındık fiyatının gelecekte bir misli daha artacağına bir kuvvetli delildir.

   1914’te BİR KİLO FINDIK 11 KURUŞ  

      Binüçyüzbeş (1889) tarihindeki fındık ile binüçyüzyirmisekiz (1912) arasındaki fark bire dört beş nispetindedir. Hele bu sene iyice mahsul olduğu ve birçok mütegalibesinin tesiri olduğu halde iç fiyatı yine on bir kuruşa kadar satıldı.  Fındığın kantarı ise iki yüz otuzu geçti. Bunu gören çevredeki çiftçiler, fındık ziraatına ehemmiyet vermiş olmalı ki bu sene kasabamızdan birçok mahallere beş yüz binden fazla fidan sevk edilmiştir. Kazamızda ise fındık bahçelerinin artırılmasına bir kat daha ehemmiyet verilmiştir.